Saturday, October 26, 2013

0comments
' Adım başında muvakkithaneler vardı. En acele işi olanlar bile onların penceresi önünde durarak cebinden, servetlerine, yaşlarına, cüsselerine göre altın, gümüş, sadece savatlı, kordonlu, kordonsuz, kimi bir iğne yastığı, yahut kaplumbağa yavrusu kadar şişkin, kimi yassı ve küçük, saatlerini beslemeyle çıkarırlar, sayacağı zamanın kendileri ve çoluk çocukları için hayırlı olmasını dua ederek ayarlarlar, kurarlar, sonra kulaklarına götürerek sanki yakın ve uzak zaman için kendilerine verdikleri müjdeleri dinlerlerdi. Saat sesi bu yüzden onlar için şadırvanlardaki su sesleri gibi hemen hemen iç aleme, büyük ebedi inançlarının sesiydi. Onun, kendisine mahsus, hayatın her iki buudunda genişleyen hassaları vardı. Bir taraftan bugününüzü ve vazifeleriniz tayin eder, öbür taraftan da peşinde koştuğunuz ebedi saatdeti, onun lekesiz ve arızasız yollarını size açardı.'
0comments
' Nihayet şu kanaate vardım ki ona hiç kimsenin ihtiyacı yoktur. Hürriyet aşkı bir nevi snobizmden başka bir şey değildir. Hakikaten muhtaç olsaydık, hakikaten sevseydik o sık sık gelişlerinden birinde adamakıllı yakalar, bir daha gözmüzümüzn çnünden, dizimizin dibinden ayırmazdık.
Ne gezer? Daha geldiğinin ertesi günü ortada yoktur. Ve işin garibi biz de yokluğuna pek çabuk alışıyoruz. Kıraat kitaplarında bir kaç manzume, resmi nutuklarda adının anılması kafi geliyor.'

Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri Ayarlama Ensititusu  

Tuesday, August 27, 2013

Iyi ayarlanmis saat...

0comments
" İyi ayarlanmış bir saat, bir saniyeyi bile ziyan etmez! halbuki biz ne yapıyoruz? Bütün şehir ve memleket ne yapıyor? Ayarı bozuk saatlerimizle yarı vaktimizi kaybediyoruz. Herkes günde saat başına bir saniye kaybetse, saatte on sekiz milyon saniye kaybederiz ( dönemin nüfusu hakkında da bilgi edindik bakın ). Günün asıl faydalı kısmını on saat addedersek yüz seksen milyon saniye eder. Bir günde yüz seksen milyon saniye yani üç milyon dakika; bu demektir ki, günde elli bin saat kaybediyoruz. Hesap et artık senede kaç insanın ömrü birden kayboluyor?"

Tuesday, January 29, 2013

Sarsılmaz Sükunet

0comments

....Aynı zamanda bu resim bana birdenbire Raif Efendiyi de izah etmişti. Şimdi onun sarsılmaz sükünetini , insanlar ile münasebetlerindeki garip çekingenliğini, gayet iyi anlıyordum. Etrafını bı kadar iyi tanıyan, karşısındakinin ta içini bu kadar keskin gören bir insanın heyecanlanmasına ve herhangi bir kimseye kızmasına imkan var mıydı? Böyle bir adam, önünde bütün küçüklüğü ile çırpınan birine karşı taş gibi durmaktan başka ne yapabilirdi? Bütün teessürlerimiz, düş kırıklıklarımız, hiddetlerimiz karşımıza çıkan hadiselerin anlaşılmadık, beklenmedik, taraflarınadır. Herşeye hazır bulunan ve kimden ne gelebileceğini bilen bir insanı sarsmak mümkün müdür? ...

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali

Wednesday, December 12, 2012

Saat

0comments


.... Saatler de böyledir. Sahiplerinin mizaçlarındaki ağırlığa, canı tezliğe, evlilik hayatlarına ve siyasi akidelerine göre yürüyüşlerini  ister istemez değiştirirler.... Sahibinin en mahrem dostu olan, bileğinde nabzının atışına arkadaşlık eden, göğsünün  üstünde bütün heyecanlarını paylaşan, hülasa onun hararetiyle  ısınan ve onu uzviyetinde benimseyen, yahut masasının üstünde , gün dedigimiz zaman bütününü onunla beraber olup bittisiyle yaşayan saat, ister istemez sahibine temessül eder, onun gibi yaşamaya ve düşünmeye alışır...

Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Thursday, November 1, 2012

Sonbahar

0comments

....... ' Sonbahar gelirken beni en çok ne ürkütür biliyor musunuz?
Bu mevsimde hissettiklerimiz bir geceden sabaha kaybolmaz…
Yazın havailiğiyle dolaşıp duran ruhumuz yeniden yuvasına döner…
Duygularımız yeniden bu yeni yuvada yerleşik hale gelir…
Uçucu hiçbir şey kalmaz.
Duygular, ağır demir bilyeler gibi yerleşir yuvalarına.
İşte sonbahar gelirken beni en çok hırpalayan şeydir bu.
Her ışık, her yağmur damlası, her rüzgar, her yaprak, her şarkı içimize değer…
Hiçbir şey uçup geçmez artık..... '


Sanem Altan 

Monday, October 22, 2012

Elmas

0comments
... Bu kadar özel bir taşa el koymak için birbirini boğazlayacak insanlar vardı. Aptallar ! Kimse bir elmasin sahibi olamadı ki; insan onun koruyucusu olurdu ancak. Her yeni "efendi" , elmasın seyahatindeki bir moladan başka bir şey değildi.

Iskender - Elif Safak

Sözcükler

0comments
... Sözcüklerin başa bela olduğuna inanırdı. Onlar yüzünden insanlar ha bire birbirlerini yanlış anlıyordu.Dile bağımlı olanlara, mesela gazetecilere, avukatlara, yazarlara güvenmezdi.Kelimelerin önemsiz yahut ikincil olduğu şeyleri severdi - resimler,el işleri, ninniler, yemek tarifleri gibi...

Iskender - Elif Safak

Wednesday, October 17, 2012

Sinema

1 comments
Sinemadan çıkan kalabalıkta, bir hikayeye gırtlaklarına kadar gömülebildikleri için kendi mutsuzluklarını unutan insanların huzuru vardı.

Kara Kitap - Orhan Pamuk

Yüz...

0comments
Sessizlerin, anlatmayı bilmeyenlerin, kendini dinletemeyenlerin,önemli gözükmeyenlerin,dilsizlerin, o iyi cevabı hep olaydan sonra evde düşünenlerin, insanların hikayelerini merak etmediği o kişilerin yüzleri diğerlerinden daha anlamlı, daha dolu değil mi?

Kara Kitap - Orhan Pamuk




Tuesday, October 16, 2012

Yemek pişirmek

0comments
.... Yemek pişirmeyi tutkuyla seviyor ... 
Hamur yoğurdugunda toprak damarlarına sizar.Et pişirdiginde hayvanın ruhu seninle konuşur;ona saygı duymayı öğrenmen gerekir. Balık temizlerken bir zamanlar içinde yüzdüğü denizin sesini duyarsın; nazikçe marine edersin suyun hatırasını yüzgeçlerinden silmek için..

Elif Safak - Iskender

Wednesday, May 16, 2012

Uyku

0comments
Yatağınıza girdiniz. Tanıdığınız eşyalar arasında kendi kokunuz ve anılarınızla dolu çarşaflar, battaniyeler arasına yerleştiniz, başınız yastığınızın tanıdı yumuşaklığını buldu, yana döndünüz, bacaklarınızı kanınıza çekerken boynunuzu öne eğdiniz.
Uyuyacak, karanlığın içinde hepsini, hepsini unutacaksınız.

Orhan Pamuk - Kara Kitap

Bayram

0comments
Bayramı kutlayan İstanbul'da, büyük hareketli ailelerde, sıcak geniş salonlarda sakınılması, uzak durulması gereken bir şey vardı.Günü hatırladıkça içinden bir şey kırmak, ne olduğunu çıkaramadığı bir düzeni alt üst etmek isteği uyanıyordu. 'Bu uyuşuk, hımbıl yumuşaklığa, bu tutkusuz aile hayatına kendimi bırakmayacağım. Bunların yerine ne yapacağım? ' Gerinerek esnedi.

Orhan Pamuk - Cevdet Bey ve Oğulları 
 

Okunanlardan.... © 2010

Blogger Templates by Splashy Templates